12 Temmuz 2020 Pazar

Selam Olsun


gökkalemi ile çizildi zaman
bir mavi kucakta,
bir düşevinde
 
kaç kuşa özgürlük taktılar, unuttu uçmayı
aramıza çok şehirler girdi, çok caddeler
içinin karanlığını sokağa kusan evler
kalındı dünyanın kitabı
camdan bir laleydi zaman
yerle gök arası
meltem dokundu ona yağmur elleriyle
ne kolaydı kırılması
 
bir tatlı muhabbetti ağzımızın içinde
yutkunduğumuz
geciktin o çok planlı rastgelişe
burası ne böldü bizi ne tamamladı
 
ve usta cerrah dokundu sol yanımıza
ne kederli bi geçişti
bir zerreydi her yolculuğun başı
 
bu uçmak, bu konmak
bu çarpışmadan vurulmak ölüme
ah ki susmak en acı
bin katmerli yeryüzü beşiği, serilmişiz, uyanık gibi uyuruz yüzyıllar
bak bütün bahçeler örtmüş kapısını
dili kilit gülsuyu dağıtılan avuçlar
uzağımıza durmuş
süt buğusu kazıdığımız , dokuz taş oynadığımız
ceviz taşıdığımız birbirimize dallarından
göğüne yüzümüzü gömdüğümüz yazlar

Orada


öyle ki seninle arama sessizlik bile girmesin
kes zamanın
kanatlarını, düşür avuçlarıma
talan sözün tarlası
bir silah sesi şakağımızda, tetiği çeker gibi hep aynı acı

hangi saçak saklayabilir bundan böyle
ıslanan onurumuzu, ne kadar sokulsak birbirimize
hiçbir karanlık susturamadı dağılmış ağzımızı
kaldık öylece
gömleğimizde yarım kalmış sigara tadı

yüzün sevgilim
yüzün
yeşil bir elma büyür orada
gökyüzünü inlerken dudakların
bir buluta
kesilir,
hep aynı karanlığı uğurlarım

ve koca dünyayı
tek başına uyandırırım her sabah
gözlerine bakarak
kasığımda kırmızı
lale titremesi, yanarım

Yağıyorum


aklım bir koyu orman

orada her şey seni düşünmeye kesilir

ipek bir yağmur kırışır yüzünde şehrin

kapının biri ağzını açıp bekler

ayaklarım suya değer

böyle kaç telaşın ipini çektim ağır ağır

topladım ne çok, dağıtmadan kendi yükümden

bi yerden seslendiler, duymadım

bi yerde unuttular, aramadım

dinlemediler

kaldırıp parmağımı kendimden söz aldım

dağılmıyor

aramızdaki bu çok konuşan kalabalık

kimin atlası bu sırtımda

kimin kuyusu, bağırdığım karanlığına

 

hangi kente gitsem

yorgun bir savaş sesi iniyor geceleri

yavrusuz analar kıvrılıyor uykuma

avuçlarımı sıkıyor ölü bir çocuğun bilyesi

en çok böyle zamanlarda utanıyorum birini özlemekten

ve söylemek,

ve koca bir çığlık olmak geçiyor içimden

sallayıp, dağıtmak evlerinizi

 

dünya bir kasıtlı cinayet

beni neyin kavgasında düşürdün anne

hala acıyor kalbim, elimi uzattığım bulutlar darmadağın

yağıyorum saydam, ince bir geceye

 

Acı Mavi

sen, kanımın geçtiği yer
bul en çıplağını sözlerimin
düş kurmaya gitmiş çocuklar salıncak ülkesine
yerini kimseye deme
sakın kardeşliğini gece ile sessizliğin
kanlı kaktüs uçuşmuş pencerenize uyurken en fenasını dünya denkleminin
ipek rüzgar sürülmüş alnına
sarın kuytusuna kalbimin, üşümeyelim


kaldırım kuşları uyku topluyor cadde boyu
yaslandıkça, yorgunluğu düşüyor ömrümün omuzlarına
uçurum açmışlar koynuna ölümün, düşmeyelim
bu yazgı, bu ağıt, bu dağların ateşli haykırışı
başımıza yaslanan bu ağrılı bekleyiş
gökte yer açmak için çocuk gülüşüne
iniyor türküler içinde acı mavi
avluda çıplak ayak sesi
gitmiyor ne yaptılarsa karanlık gelip örtene dek üstlerini

söz yağmura yağdı

sırtımdaymış, okşayınca bildim kanatlarım
özgürlüğüm kuş, vurulmuş ağzından
annemi alıp hızlandırmış zaman
gel de bilme kaç yaşındaydın


gökyüzünce ağlamış yüzünün ovasına bulutlar
sus,
kelimelerin altında bir büyük yorgunluk
biraz burada bekleyelim sessiz
çekip ağzımızın ipliğini bir küflü uykudan
zamana ağır geldi insan eti
kaldıramadı
yükü yüklenmeden omuzlarına
düştü yazı
söz yağmura yağdı


altımdan dünyayı aldılar
kağıttan korkuları bindirip denizlere
bir buzlu şarkı şakağımı yaktı


ellerinmiş, bildim dokununca
yalnızlığımı

11 Temmuz 2020 Cumartesi

Gökyüzü elinden alınmış uçurtma yalnızlığı



 

her şey senin ağzına bakıyordu
gecenin yıldız tozu ve bir mağara örtüsü sarıyordu omuzlarımı
ağrısı çok bir gül
, dökülmeden az evveldi, durmuş ağzına bakıyordu
yapayalnız bir uyku
dikilmişti karşıma, üşümeyişim upuzun
toprağın kızgın kumu gibi, oturmuş ayaklarımı ovuyordu taşlar
dibe batarken son nefeste uzanıp ağzını yakaladım, bir nefes
öpmek kusursuz bir düzende işledi nakışını

her şey senin ağzına bakıyordu
uyuşmuştu
dünya ağzının kenarında
kırılmış bir suya gölge bırakıyordu avuçlarım
korku; kumral kedi, kıvrılmış çaresizliğini
şehir bir kibritin ucunda sallanıyordu

bu dönüşümsüz yara,
kesip atabilsem kangren aklımı
oturup ağzını izlemesem hani

kasığımda ince bir tül yırtılmıştı
ve hala aynı yarayı kanıyordum
sen aynı şehirden bir yabancı gibi geçerken
yüzün herhangi biriydi, duruyordu akşam boyu
ama ağzın tam da bildiğim mor
sümbül kesiği
gözlerimin önünde çığlık çığlık yanıyordu

duvarlardı sırtıma yaslanan
ve hayat hala büyükleniyordu.

3 Temmuz 2020 Cuma

Yalnızlıklar yaptık




İşlemeyen bir yağmurdur artık buralarda

yağan ve dinen

sığmıyoruz bir yere

kentlerin kendinden büyük gürültüsünden

göğü büyütelim

mavimiz dar, düşümüz yorgun

ve sonra ziller yapalım kuş sesinden

bir mutlu ev

saksılara gömülen menekşelerden

o eski yazları hatırlayalım

kapı önünde bekleşilen

çekirdek akşamlarının

duygulu, ürkek ve cesur çocuklarını

kendimize yalnızlıklar yaptık

ne çok sevgiliden


Kaç gökyüzü kaldı ardımızda

 yakıyorum kelimeleri bir bir ormanlar ısınmıyor içimde nasıl bir şey senin yoksulluğun beklemelerin nasıl, ya gitmelerin kiraz  çiçek lerin...